Telefon : 0 553 026 2726
Bizi takip edin :

KÖY ENSTİTÜLÜ ÇINARLARI ANIYORUZ" Etkinliğimizin dördüncüsünde Hasan Âli YÜCEL ile KÖY ENSTİTÜLERİ ve Ramiz TUTKUN

KÖY ENSTİTÜLÜ ÇINARLARI ANIYORUZ" Etkinliğimizin dördüncüsünde Hasan Âli YÜCEL ile KÖY ENSTİTÜLERİ ve Ramiz TUTKUN

  • 17 Mart 2018, Cumartesi
  • 233 defa okundu

"KÖY ENSTİTÜLÜ ÇINARLARI ANIYORUZ" Etkinliğimizin dördüncüsünde Hasan Âli YÜCEL ile KÖY ENSTİTÜLERİ ve Ramiz TUTKUN'U , yaşamlarından ve yaptıklarından örneklerle konuşarak andık. Ailesi, arkadaşları ve öğrencilerinin anılarını paylaştığı programda, Hasan Ali YÜCEL, KÖY ENSTİTÜLÜLERİ ve

"KÖY ENSTİTÜLÜ ÇINARLARI ANIYORUZ" Etkinliğimizin dördüncüsünde Hasan Âli YÜCEL ile KÖY ENSTİTÜLERİ ve Ramiz TUTKUN'U , yaşamlarından ve yaptıklarından örneklerle konuşarak andık. Ailesi, arkadaşları ve öğrencilerinin anılarını paylaştığı programda, Hasan Ali YÜCEL, KÖY ENSTİTÜLÜLERİ ve Ramiz TUTKUN slayt sunum izlendi. Torunları ve torun çocukları adına Çınardere'deki evinin bahçesine dikilen fidanlar doğa katliamının yapıldığı günümüzde çok anlamlı bir örnekti.

 

RAMİZ TUTKUN’UN ÖZGEÇMİŞİ

       Ramiz Tutkun, 1926 yılının 12 Temmuz günü Biga’nın Çınardere Köyü’nde dünyaya gelir. Okul çağına gelinceye kadar aynı köyde babası Deli Hafız Mustafa’nın mandalarını otlatarak çocukluk günlerini geçirir. Köyde ilkokul açılınca ilk üç sınıfa Çınardere Köyü’nde, 4. ve 5. Sınıflara Balıklıçeşme’deki ilkokulda devam eder ve bu okuldan mezun olur. Yine köy hayatındaki eski uğraşısına döner.

      Bir gün mandaları öğle sıcağında göle yatırdığında arkadaşlarıyla sığır ereğinde vakit geçirirken jandarmayla birlikte birileri Savaştepe Köy Enstitüsü’ne kayıt yapmak üzere yanlarına gelir ve okumak isteyip istemedikleri sorarlar. Çobanlıktan başka bir şey bilmeyen, köyünden başka bir yer tanımayan ve hayatlarının böyle devam edeceğinden endişeli olan çocuklar, toplam 13 çocuk,  hemen kayıt olurlar. Akşam evlerine geldiklerinde durumu ailelerine anlattıklarında evlerde kıyametler kopar. Babaları “Bu çocuklar giderse hayvanlara kim çobanlık yapacak?” endişesine kapılır ve çocukları bir güzel döverler. Ama iş işten geçmiş ve çocukların kayıtları yapılmıştır.

     Köyde kayıtları yapılan çocuklar zamanı gelince çıkınlarına yiyeceklerini koyarak Savaştepe’nin yolunu tutarlar. Hocamız 1943 yılında başladığı Savaştepe Köy Enstitüsü’ndeki eğitim ve öğretimini, üreten, okuyan, düşünen, soran, sorgulayan ve kalkınmış bir Türkiye Cumhuriyeti yaratmak ideali ile 1947 yılında tamamlar.

     Ramiz Tutkun ilk görev yeri olan Biga’nın Göktepe Köyü’dür.   Köyde görev yaparken güzel bir çerkes kızına gönlünü kaptırır ama zordur almak çerkes kızını babasından. O da gereğini yapar, kızı kaçırır ve 1949 yılında evlenirler.  1950 yılında kızları Ayşegül, 1952 yılında da ilk oğlu dünyaya gelir ve adını Mustafa Kemal koyarlar.  Hocamız Göktepe’de 1954 ağustosuna kadar kalır.

 Hocamızın bundan sonraki görev yeri Kozçeşme Köyü’dür. Bu köyde bir yıl kadar görev yapan iken Ramiz Hoca’nın askerlik görevi gelip çatmıştır. Hocamızı yedek subay olarak Erzurum’a uğurlarız. İki yıllık askerlik dönüşü hocamızın tayini eşinin köyü olan İpkaiye’ye çıkar ve bu köyde bir yıl görev yapar. Hocamızın tayini 1957 yılında doğduğu Çınardere Köyü’ne çıkar.

      Bu köyde hocamız, köy enstitüsü eğitimi ile ilgili çıraklı dönemini Göktepe’de, kalfalık dönemini de Kozçeşme’de tamamladıktan sonra ustalık dönemine doğduğu ve büyüdüğü köyde başlar.

Hocamız, sadece okulda öğretmen değildir, tarlada çiftçi, damda hayvan yetiştiricisi, köylüye devlete karşı görev ve sorumluluklarını ayrıca devletin de kendisine karı görev ve sorumluluklarını anlatan, uygulatan bir rehber, bir eğitmen, bir liderdir. Bu arada Ayşegül de ilkokula başlamıştır. Mustafa Kemal yeni yeni etrafta dolaşmaya başlarken, ailenin üçüncü çocuğu, Salih Zeki dünyaya gelmiştir.

      Beş sene süreyle ve 1963 yılına kadar görev yaptığı kendi köyünde Ramiz hocanın günlük mesaisi şu şekildedir: Hoca sabah öğrenciler gelmeden okulu açar, sınıfı havalandırır, akşamdan hazırlanan sobayı tutuşturur ve yine akşamdan temizlenmiş sınıflara öğrenciler zamanında gelir. Öğrencilerin evlerinden getirdikleri odunlar bir tarafa istif edilir. Yoklama yapılır, gelmeyen/gelemeyen öğrencilerin durumu araştırılır. Bir gün önceden verilen ödevler toplanır ve ders başlar. Bu arada öğle vakti geldiğinde, hocamızın eşi sütü kaynatmıştır ve öğrencilere süt ikramı yapılır.  Ve gün tamamlanır. Sınıf temizlenir, soba yarın için doldurulur ve ateşe hazır hale getirilir.

      Öğrenciler doğru evlerine yollanırken Ramiz hocanın ikinci işi başlar.

      Hocamız dersten sonra şimdi köydeki diğer işlerine başlar. Merayı, tarlaları dolaşır, “Tarlalarda ürün nasıl, hayvanların içinde hasta olan var mı, köyde hasta ve yardıma muhtaç olan kimse var mı ?” diye araştırır. Akşam olunca evine geçer ve harita metod defterine yarınki derslerin planını ve notlarını hazırlar ve kahveye çıkar. Bu arada öğrencilerin sokaklarda dolaşmayıp evlerinde derslerine çalışmalarını kontrol eder. Kahvede öğrencilerin durumları, dersten sonra tespit ettiği köyün mahsulü ve hayvanları vs. hakkında köylülerle görüşür. Bu arada devlet dairelerinde işi olanlarla ilgili yapılacakları köylülere izah eder ve günü tamamlanır.

     Ramiz hocamız ilkokulu okuduğu ve görev yaptığı köylerde yaşayanların tümünü kucaklamış ve onların tüm geçmişlerini tanımıştır. Örneğin Balıklıçeşme Köyü’nden bir çocuğu gördüğünde, çocuğun başına, yürüyüşüne, hareketlerine bakarak veya kısa bir konuşturarak onun kimlerden olduğunu anlaması pek zor olmaz. Ölümünden bir yıl önce kendisiyle helalleşmeye gelen Göktepe’li bir polise, aşağı yukarı 40 sene sonra, “Oğlum senin annenim okuldaki numarası 61 idi.”diyebilmiştir.

    Hocamız, köy enstitüsü eğitiminin gereği, keman, flüt, ağız mızıkası, mandolin çalar, güzel folklor oynar. Yetmedi, evinde ve okulunda bütün tamirat işlerini de kendisi yapardı. Bu eğitiminin bir gereği olarak, özellikle Çınardere Köyü’nde her senenin sonunda öğrencilerin ailelerine folklor ve tiyatro gösterilerinin sergilenmesi olağan hale gelmiştir. Okulda her öğrenci okula başladığında bahçeye bir fidan diker ve okul süresince fidanının bakımını yapar. Böylece köy çocuklarına ağaç sevgisi aşılanır.

    Okullar kapanınca, hocamız hemen okulda bir hasar tespiti yapar ve onarım malzemelerini tespit ederek Biga’dan getirtir. Okulun kırık camının değiştirilmesi, çatıda akan yerlerin tamiratı, boya badana işleri, bahçe düzenlemesi işlerini kendisi ve çocukları aracılığıyla yapmıştır. Yaz sezonu boyunca, okul bahçesinde sürekli bir faaliyet var olmuştur.

     Ramiz hocamız Ayşegül ortaokul çağına geldiği için çocukluk özlemini gideremeden ve köy enstitüsünde öğrendiklerini tam olarak köye yansıtamadan mecburen Biga’ya veya yakın bir köye tayin ister ve 1963 yılında tayini Çavuşköy’e çıkar.

    Çavuşköy hocamızın sondan bir önceki durağıdır ve bu köyde tam 14 sene görev yapar. Bu süre içinde hocamızı okul faaliyetleri yanında sosyal faaliyetlere de aktif olarak katıldığını görmekteyiz. Biga Öğretmenler Derneği’nin ve Avcılar Kulübü’nün en göz önünde üyelerindendir. Ramiz hoca denilince “Ha, şu bizim avcı olan hoca mı? Diye tarif edilirdi. Hocamızın evini bulmak isteyenlere “Şu ördekleri takip et, hocanın evini bulursun” derlerdi. Ramiz hocamız ayrıca Biga Kızılay Derneği ve Verem Savaş Derneği aktif üyeliğinde bulunmuş ve bu dernekleri çeşitli seviyelerde temsil etmiştir.

    Hocamız Çavuşköy’de çalışırken kızı Ayşegül İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni, oğulları Mustafa Kemal Kara Harp Okulu’nu, Salih Zeki de Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nü bitirir. Hocamız öğretmen öngörüsü ve imkânlarıyla üç evladının da kollarına birer altın bilezik takmıştır.

     Bu vesileyle Cumhuriyetin kuruluş yıllarında irfan ordusunun yılmaz neferi olan öğretmene devletin hangi gözle baktığının bir göstergesi olması açısından şu hususu dikkatlerinize sunmak istiyorum:

    TBMM açılınca Atatürk’eMilletvekillerine ne kadar maaş verelim?” diye sorulur. Verdiği cevap çok anlamlıdır:

 “Öğretmen maaşından fazla olmasın.”

  İşte bu şartlarda Cumhuriyetin öğretmenleri evlatlarına rahatlıkla yüksek tahsil yaptırabiliyordu. Ramiz hocamız da buna bir örnek idi.

    Bu arada hocamız meslek hayatını sonlandıracağı Biga’da yeni açılan Fatih İlkokulu’na atanır. Hocamızın bu okulda görev yaparken gururlanacağı bir olay, okul folklor ekibinin 1977 yılında Çanakkale birincisi olmasıdır. Ve değerli hocamız öğretmenlik mesleğine son noktayı koyar ve emekli olur.

    Emekli olduktan sonra üç evladını da aldığı emeklilik ikramiyesiyle 1977 yazında evlendirir ve noksan kalan çocukluk özlemlerini ve köyüne kalan borcunu ödemek üzere tekrar köyüne döner.

    Bu arada hocamızın hızı kesilmemiştir, hala insanlara bir şeyler öğretme ve insan yetiştirme sevdası ve enerjisi tükenmemiştir ve Mili Eğitim Müdürlüğü’ne de dilekçe vermiştir:

    “Çocukları da evlendirdim. Emekli oldum. Artık paraya pula da pek ihtiyacım kalmadı.  İhtiyaç duyacağınız her yerde hiçbir ücret talep etmeden öğretmenlik yapmaya hazırım.”

    Hocamız köyünde ne yapmıştır diye merak etmişsinizdir. Hocamız av meraklısıdır ama hayvanları öldürmekten nefret eder. Bütün zevki uçan keklikleri seyretmektir, avlanır ama bir iki taneyi geçmez. Son zamanlarda koyun beslemeğe merak sarmış ve açıkça çobanlık yapmıştır. Hocamız ağaç dikmeye çok meraklıdır ve sezonu geldiğinde hocamızı çeşitli yerlerde sırtında ağaç fidanları ile dere boylarında görmek hiç de şaşırtıcı olmamıştır. 

     Okulda aldığı eğitim gereği hocamız kendi kendine yeterli olacak şekilde evini, mekânını hazırlamıştır. Köyde bir alet edevata ihtiyacı olan herkesin mutlaka derdine deva olacak kişi Ramiz hocamız olmuştur. Örneğin ceplerinde, ağız mızıkası, kaval, çivi, pense, tornavida, tel, iplik, çakı vs. hiç eksik olmazdı.

   Hocama “Şu pantolonunu veya ceketini değiştir” demek her yiğidin harcı değildi. Çünkü asıl sorun, bu ceptekiler diğer pantolona, cekete nasıl aktarılacaktı? Çocukları da annesinin şikâyeti üzerine babalarına, “Baba, sana bir teklifimiz var. Her pantolon değiştirmede annemize söylemedik laf bırakmıyorsun. Sana portföy çanta alalım. Alet edevatını bu çantaya koy ve boynuna as. Ceplerine bunları koyma. Her seferinde bu kadını azarlama” dediler.

    Seneye geldiklerinde çocukları bu defa hem cepler yine dolu, hem de söz verdiği gibi portföy çantayı dolu gördüler. “Bu ne baba?” diye sorduklarında verdiği cevap çok enteresandı:

    “Oğlum, çanta çok iyi oldu. Ona da yedeklerini koydum, hiç sıkıntı yaşamıyorum.”

     Ramiz hocamız, yakın doktor kontrol altında bulunması tıbbi bir zorunluluk oluncaya kadar, ki bu da 2000 yılıdır, köyde yaşantısına devam eder. Yakalandığı rahatsızlık nedeniyle sonra tekrar Biga’ya göç etmek zorunda kalır. Ama sağlığı imkân verdiği ölçüde hocamız hergün köyde bıraktığı ördeklerini, köpeğini doyurmak için köyüne gelip gitmeye devam eder.

    Bu arada kızı Ayşegül bir şirkette muhasebe müdürlüğünden emekli olmuştur, Oğulları Mustafa Kemal General, Salih Zeki de profesör olmuştur. Artık hocamızın gözü arkada değildir. Üç daireli bir apartmanı vardır artık..

    Biraz geri dönelim ve hocamız köyüne döndükten sonra köyde gördüğü manzarayı bir tarif edelim…

   Köylerdeki okulların birleştirilmesi projesi kapsamında tüm köy okullarında olduğu gibi Çınardere Köyü İlkokulu da kapandıktan sonra binaları uzun süre boş kalmış, sonrasında bir süre dam olarak kullanılmış, başka bir ifadeyle uzun yıllar çocukların eğitildiği mekân çok sevdiğimiz hayvanlara da hizmet etmiş, Cumhuriyetin ilk yılları muhtar-öğretmen-imam üçlüsünün öğretmen ayağı kesilmiş ve köy kültürü bundan sonra büyük ölçüde imamların himmetine terk edilmiştir. 

    İnancımız odur ki; köylerdeki okulları kapatan zihniyet burada yaşam mücadelesi veren insanlarımızı –ki bu nüfüs o dönemde genel nüfusun %80’i civarındaydı-, ortaçağ kültürüne, geri kalmışlığa, açlığa, sefalete, tembelliğe, çağ dışılığa, ona buna ve devlete el avuç açmaya, özellikle kadınlarımızı ve kızlarımızı Arap kültürünün etkisiyle dört duvar arasında hapsolmaya ve ikinci sınıf bir yurttaş olmaya zorlamıştır.

    Bu eğitim sisteminin terk edilmesinin sonucunda, köylerde yaşayanlar karınlarını doyurabilmek ve ailelerini geçindirebilmek için mecburen şehirlere göç etmişler ve bugün büyük şehirlerin tümünün yaşadığı ve bir türlü çözüm bulamadığı çarpık kentleşme, gecekondulaşma, ulaşım, trafik, alt yapı sorunları ortaya çıkmıştır.

   Bugün itibarıyla köylerde sadece yaşı kemale ermiş ve mezarlık yolu gözleyenler yaşamaktadırlar. Onlar da hayatlarını kaybettiklerinde köylerimizde baykuşlar yuva yapacaktır. Bayramlarda da çocukları ve torunları, şimdilik onları ziyaret etmektedirler. Örneğin o dönemin 150 civarındaki hane sayısı bugünlerde 40’lara düşen Çınardere Köyü’nden toplu taşımayla Balıklıçeşme Köyü’ndeki ilkokula giden öğrenci sayısı sadece üçtür.

     Hâlbuki zamanında bu köyde, iki öğretmenli, iki sınıflı ve 70-80 mevcutlu bir ilkokul vardı ve ay yıldızlı şanlı bayrağımız dalgalanıyor ve her sabah bütün köylünün kulaklarının pasını silen ve gururla dinlediği andımız ve İstiklal marşımız okunabiliyordu. Ama bugün köyde sadece ezan sesi, o da Biga Müftülüğü’nce tek elden okunan ezan sesi duyulabilmektedir. Şüphesiz ezan sesine de ihtiyacımız var ama Atatürk ve cumhuriyet kazanımlarının kurumsallaşması bağlamında köylerdeki okullarımızın da tekrar açılması ve bu okullarda 1947 felsefesiyle yetiştirilmiş yeni Ramiz hocaların görev almalarının gerekli olduğunu düşünmekteyiz.

     Bugün itibarıyla Çınardere Köyü muhtarının gayretleriyle cami avlusuna dikilen ve ana yoldan dahi gelip geçen herkesin görebileceği büyüklükteki Türk bayrağı şimdilik tek teselli kaynağı olmaya devam etmektedir.

     Bu arada cehalet canavarı, fiziki olarak eski okul binasını tahrip etmeyi ve köylüyü çaresizliğe düşürmeyi başarmış ama o günlerde bahçeye ekilen ağaçları çok fazla tahrip edememiştir. Bugün itibarıyla, köyün en ağaçlık bölgesi olarak eski okul bahçesi mevcudiyetini her türlü ihmale rağmen muhafaza etmeyi başarmıştır.

     Hayatının geri kalan kısmını Biga’da tamamlayan Ramiz Tutkun hocamız, Cumhuriyet çocuğu ve aydınlanmaya, üretmeye ve sürekli sorgulamaya odaklı Köy Enstitüsü mezunu bir lider, bir öğretmen ve eğitmen olmasının cesareti, gururu ve onuruyla, hiçbir zorluk karşısında pes etmeden ve karşısındakinin konumu ne olursa olsun her fırsat ve ortamda sadece ve sadece ülke ve devlet menfaatleri için doğruyu eğip bükmeden dobra dobra söylemekten çekinmeyen örnek bir davranış biçimiyle,  görevini Cumhuriyetin kurucu değerleri ve Atatürk ideolojisine uygun şekilde yapmış olan ideal bir vatansever olarak 29 Ekim 2001 günü, bir cumhuriyet bayramı coşkusu kutlanırken hayata gözlerini kapatır.

    Hocamızın elinden düşürmediği mandolini ve morga kaldırılırdığında cebinden sarkan flütü,  onun özlemini her daim içinde yaşattığı köy enstitüsü kültürünün bir simgesi olarak evlatları tarafından anı olarak muhafaza edilmektedir.

Ruhun Şad Olsun Sevgili Hocamız!


17 Mart 2018, Cumartesi     233 defa okundu

Derneğimize üye olmak ister misiniz ?

Hakkımızda

-

İletişim
Bizi takip edin

Arama yapmak istediğiniz terimi girip ara butonuna basınız.

© 2014 THDSoft Tüm hakları saklıdır.